© KIBRISCA
Sık Kullanılanlara Ekleyin | Açılış Sayfası Yapın  
Hoş Geldiniz Misafir
 (Kayıt Ol -  Giriş)
Son Dakika Duyurusu : Kıbrıs’ta Emlak Rehberi Online Ziyaretçi(ler) : 39    Online Üye(ler) : 0
Open / Close Module Close Module
Üye Rumuzu

Parola

Otomatik Giriş Yap
Aktif kullanıcı listesine ekle


Şifremi unuttum | Kayıt Ol

Open / Close Module Close Module

Open / Close Module

Karagöz İle Hacivat: Zaman Makinesi
Kibrisca Paylaşım Platformu : Genel Görüşler

Konu: Genel Görüşler
Bu konuyu inceleyen üyeler: None

Yeni Konu GönderYanıt Yaz
Önceki Konu :: Sonraki Konu
Yazar Mesaj
  Serdar32

Yeni
Yeni

Kayıt Tarihi: 03 Aralık 2009
Ülke: K.K.T.C (KIBRIS)
Yazdığı konu adeti: 22
Tarih 30 Eylül 2013 Saat 8:44pm | Alıntı Serdar32


Karagöz bir gün hızlı adımlarla evinden çıkar ve Hacivat'ın
evine doğru yürümeye başlar. Karagöz çok hırslıdır, gözü
hiçbir şeyi görmez. Kendisini tanıyıp, selam verenlere bile
eyvallah etmez. Hışımla gelip, Hacivat'ın evinin kapısını
çalar. Hacivat kapıyı açar:

" Yavaş ol Karagözüm, kapıyı kıracaksın! Tokmağı görmez
misin? Tekmeyle kapı çalınır mı? Evi yıkacaksın. Benden
korkmaz mısın? "

" Kes! Tantanayı bırak! Senden korkmam. Sen benden
korkar mısın? "

" Aman Karagözüm, korkarım. Yeter ki, evimi başıma
yıkma."

" Hemen gel, benim evin bahçesine. Hani diyordun ya yüz
sene sonra ne seni ne beni kimse bilmez, hatırlamaz. Onun
sağlamasını yapacağız. Bakalım doğru mu? "

" Hah hah ha. Aman Karagözüm. Bırak yüz seneyi, elli
altmış sene sonra bile insanlar bizi hatırlamaz. Suya yazılan
yazı gibi, ağızdan söz uçup gider. Kim Hacivat diye, kim
Karagöz diye, kim beni ana, kim seni bile. "

" Kes! Çekerim senin kulaklarını. Kapa kapını, düş peşime.
"

Gerisin geriye dönüp uzaklaşan Karagöz'ün ardından,
Hacivat koşarak zor yetişir.

" Karagözüm, nedir benimle derdin? Ben öylesine
şakacıktan söylemişimdir. Sen esas mı sanırsın? "

" Artık iş çığırından çıktı. Sen şakacıktan konuşmadın, ben
de esas sandım. Elli altmış sene değil, altı yüz altmış sene
sonrasına gideceğiz ve o zamanın insanına bizi soracağız.
Ey ademoğlu, Karagöz ile Hacivat'ı bilir misin, diyeceğiz.
Yüz kişiden bir kişi bile tanımayan çıkarsa, ben süpürge
olayım, yolları süpüreyim. "

Karagöz daha sonra Hacivat'ı evinin bahçesine götürür ve
kendi icadı zaman makinesini gösterir:

" Bak Hacivat, bu benim yaptığım zaman makinesi. İkimiz
buna binip geleceğe gideceğiz. Bakalım Bursa ve Pınarbaşı
Meydanı nasılmış? Kaç yüz sene sonra insanlar nasılmış?
Bütün bunları öğreneceğiz. "

" Aman Karagözüm, bu ne böyle? Tahtadan, tenekeden bir
odacık yapmışsın. Ama bunun tekerlekleri yok. Tekerlekleri
olsa bile hani at, hani eşek. Bunu ne çekip götürecek? "

" Kes! Zırıltıyı bırak! Tekerleğe ihtiyaç yok, çünkü
yürümeyecek. Bu makine zaman içinde süzülecek.
Süzülerek zamandan hızlı gidecek ve zamanın önüne
geçecek. İstediğim yerde duracak ve o zamanda kalacak.
Biz de makineden çıkıp geleceği göreceğiz, yaşayacağız. "

"Neler diyorsun, Karagözüm? Söylediklerinin yarısını
anlamadım. İddianı ispat et, benden sana bir tepsi cevizli
baklava hediye. "

Bunun üzerine Karagöz:

" Bir tepsi cevizli baklava mı? Desene ağzım tatlanacak,"
dedikten sonra zaman makinesinin kapısını açar ve haydi
bakalım Hacivat, gir içeri, der.

Hacivat içeri girip sandalyeye oturur. Karagöz de diğer
sandalyeye oturup kapıyı kapatır. Ayaklarıyla bisiklet
pedalına benzer bir tür pedalı çevirmeye başlar. Aracın
etrafını bir zaman bulutu kümesi kaplar. Karagöz, Bursa
Pınarbaşı Meydanı diye bağırır ve pedalı altı yüz altmış defa
çevirdikten sonra bırakır. Biraz sonra araç Pınarbaşı
Meydanı'nda belirir. Karagöz ile Hacivat araçtan çıkarlar.

Sene 2011. Aralık ayının yirmi dördü. Karagöz ile Hacivat'ı
meydanın ortasında gören insanlar, onların başına
toplanırlar.

Bir çocuk sevinçle koşarak yanlarına gelir ve geride kalan
annesine bağırır:

" Anne, koş bak, Karagöz'le Hacivat. "

Adamlar, kadınlar, çocuklar, Karagöz ile Hacivat'ın etrafını
sarar. Duyan gelir, gören gelir. Ortalık kalabalıklaşır.
Karagöz nasılsın? Hacivat nasılsın? diye hal-hatır soranlar
çoğunluktadır. Sizleri çok seviyoruz, diyenler vardır.

Karagöz atıp tutturmuş olmanın gönül rahatlığı içinde
Hacivat'tan yana döner:

" Hani Hacivat, kimse bizi tanımazdı? Ne oldu, gıkın
çıkmıyor? Çamura oturdun mu şimdi? "

" Ne desem bilmem ki, Karagözüm. Şaşırdım kaldım.
İnsanlar bunca sene sonra bile beni tanıdılar ya, eee ben
de az değilim hani, tanımasalardı şaşardım. "

" Vay Hacivat, fırıldak olmuş dönüyorsun! Yaptığın laf
kalabalığı. İnsanlar seni tanıdılar ama ben varım diye seni
tanıdılar. Ben olmasam, seni kim bilecek? Önce benim adım
anılıyor. Ben başroldeyim, sen fagüransın. "

" Hah hah ha. Ona fagüran değil, figüran derler. "

" Ha fagüran, ha fegüran, ne farkeder? Doğrusunu kim
bilebilir ki? "

Serdar Yıldırım da, ilk andan itibaren Karagöz ile Hacivat'ın
yanındaydı. Onların konuşmalarına kulak müşterisi
olmuştu. Karagöz'ün konuşmasından imla, kelime, söyleyiş
hatalarını cımbızla çekip alarak, diliyle şekillendirip,
doğrusunu söyleyen Hacivat, Serdar'ın bilerek yaptığı
hatayı cımbızladı.

" Oğlum, yazıyorsun bari doğrusunu yaz. Ona kulak
müşterisi değil, kulak misafiri denir. "

Aynı anda kadının biri, yanındaki kadına şöyle demektedir:

" Üniversiteli gençler galiba. Çok güzel rol yapıyorlar.
Tıpkısının aynısı Karagöz ile Hacivat bunlar. "

" Doğru kardeş, belli tiyatro eğitimi almışlar. Böyle
gerçekmiş gibi rol yapan tiyatrocu az bulunur. Broadway
yıldızları, bunlara bir bardak su veremez. "

Üniversiteli gençler galiba, diyen kadının on yaşındaki oğlu
annesinin dediklerine katılmıyordu. Annesi, çok güzel rol
yapıyorlar, demişti. Bakın bu doğru olabilirdi. Dünya bir
sahnedir dersek, onlar başroldeki aktörlerden ikisiydi.
Dünya sahnesine çeşitli devirlerde, çeşitli oyuncular
önderlik etmişti. Önderler, liderlik pozisyonlarını hiçbir
zaman kaybetmezler ve yüzyıllar sonra bile, bu özelliklerini
sürdürürlerdi. Önemli olan, iyilikleriyle, artı değerleriyle
hatırlanmaktı. İşte Karagöz ile Hacivat: Bu ikiliye kötüdür,
fenadır demek kimsenin aklına gelmezdi. Her tip insan için,
biçilmiş kaftandılar. Korkunç zordur, herkes tarafından
beğenilmek, takdir edilmek.

Annesi son olarak, tıpkısının aynısı, Karagöz ile Hacivat
sanki bunlar, demişti. Sankiyi aradan çıkartırsak, geriye ne
kalır? Gerçekten bunlar Karagöz ile Hacivat olabilir miydi?
Çocuk, annesinin elinden kurtulup, Karagöz'ün ağzıyla
boğazı arasındaki yeri yani sakalını tutup çekiştirdi. Sakal
sağlamdı, tutanın elinde kalmıyordu.

Çocuk:

" Anne, Karagöz'ün sakalı takma değil, " dedi ve diğer
eliyle Hacivat'ın sakalını çekiştirdi.

" Bak anne, Hacivat'ın sakalı da takma değil. Bunlar
gerçekten Karagöz ile Hacivat, " dediyse de annesinin
çatılmış kaşlarıyla karşılaşınca sustu.

Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kalabalıktan
kurtararak Muradiye semtine götürdü. Oradan Çekirge
semtine inecekler ve ikiliye türbelerini ziyaret ettirecekti.
Yolda Serdar, şu internet kafeye girelim de resimlerinizi
görelim ve hayat hikayenizi okuyalım, dedi.

Bunun üzerine Karagöz:

" İnternet kafe mi? Ne interneti, ne kafesi? Güvercin kafesi
filan gibi mi? "

Serdar:

" Hayır, güvercin değil, tavşan kafesi. Suya yazı yazarsın
kalmaz ya internette havaya yazıyorsun kalıyor. Cep
telefonunla resim çek, koy siteye, foruma, aylar sonra bile
silinmez, bozulmaz. "

Hacivat:

" Cep telefonu mu? O da ne ki? "

Serdar cebinden telefonunu çıkararak:

" İşte bu. Sende de bundan bir tane olsun, ben burada sen
Uludağ'da rahatça konuşup anlaşırız. "

" Hiç o kadar uzaktaki iki insan birbiriyle konuşabilir miymiş
" diyen Karagöz, Serdar'ın üstüne yürüdü. Serdar kaçtı,
Karagöz kovaladı. Az sonra yorulan Karagöz, Serdar'ın
peşini bırakıp bir kenara oturdu ve Hacivat'ın gelmesini
beklemeye başladı.

Karagöz çabuk sinirlenmişti ama siniri hemen geçti.

Karagöz ile Hacivat kafede resimlerini görünce
gururlandılar, hayat hikayeleri okununca duygulandılar.
Hayat hikayelerinin son bölümünü okumadan geçen Serdar
müthiş ikiliyi hala hayatta olduklarına inandırdı ve türbe
ziyaretini kara listeye aldı. Onlara tarihsel ve teknolojik
bilgi verdi.

Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kapalıçarşıya
götürdü ama onları oradaki izdihamda kaybetti. Ertesi gün
Pınarbaşı'na giden Serdar zaman makinesini göremedi.
Araç ortada yoktu. Karagöz ile Hacivat zaman makinesine
binip gitmişler miydi? Yoksa belediye bu nedir deyip aracı
çöpe mi atmıştı? Belediye aracı çöpe atmış olsa bile
Karagöz ile Hacivat'ı da çöpe atacak hali yoktu ya. Serdar,
Bursa sokaklarında çok aramasına karşın, onların izini
bulamadı. Üzüntüsü doruğa çıkmıştı ki, bu hikayeyi yazıp
rahatladı. Bu hikayenin Karagöz ile Hacivat'ın hatırlanması,
akıllara düşmesi açısından yararlı olacağını düşündü.


SON     

  Status: Offline
Göster Serdar32's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Serdar32
 
1 User(s) are browsing this topic, 1 Misafir ve 0 Üye
0 Members:
<< Önceki Konu Genel Görüşler Sonraki Konu >>

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

[Yetkiniz - Kapalı] - Foruma Yeni Konu Gönderme
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumdaki Konulara Cevap Yazma
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumda Cevapları Silme
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumdaki Cevapları Düzenleme
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumda Anket Açma
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumda Anketlerde Oy Kullanma
Forum'a Git
[ Bu Sayfay Goruntuleyen uyeler: none ]



Tavsiye Edilen cozunurluk : 1024x768
Basa Don